İmamoğlu'nun da yargılandığı casusluk davasında ara karar açıklandı: 6 Temmuz'a ertelendi Siyaset

İmamoğlu'nun da yargılandığı casusluk davasında ara karar açıklandı: 6 Temmuz'a ertelendi

Hazır

Tahmini okuma süresi: 5 dakika

Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ’ın "Siyasal casusluk" suçlamasıyla yargılandığı davada mahkeme, tüm sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

İstanbul’da kamuoyunun ve siyaset dünyasının pürdikkat takip ettiği çok kritik bir davanın duruşmasından tutukluluğa devam kararı çıktı. Aralarında siyasetçi ve gazetecilerin yer aldığı, haklarında 'Siyasal casusluk’ suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapis cezaları talep edilen davanın 3'üncü duruşması yapıldı. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinin karşısındaki salonda görülen duruşmada, mahkeme heyeti sanıkların mevcut hallerinin sürdürülmesine hükmetti.

Cumhuriyet Savcısı tarafından sunulan ara mütalaada; dijital inceleme raporlarında yer alan belgelerin devlet güvenliği açısından gizlilik niteliğinin araştırılması, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığı ve kanundaki ceza sınırları gerekçe gösterilerek sanıkların tutukluluk hallerinin devamı istendi.

"BU İDDİANAME GERÇEKTEN BİR HUKUK CİNAYETİDİR"

Mütalaaya karşı mahkeme salonunda söz alan Ekrem İmamoğlu, yargılama sürecine ve iddianameye sert eleştiriler yöneltti. Davanın tamamen siyasi saiklerle kurgulandığını iddia eden İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"İddia makamının yine ipe un sereceğini tahmin ediyordum. Aynı kara düzen devam etmektedir. Bu dava siyasidir. Aslında bu işin aylar öncesinden nasıl tasarlandığını, nasıl planlandığını, kapalı kapılar ardında nasıl konuşulduğunu; hatta bazı insanların nasıl korkutulmak için aracılar tarafından 'Casusluk da hazırlanıyor' denilerek korkutulduğunu daha dün dinledik. Hiç şaşırmadığımı ifade etmek istiyorum. Bu iddianame gerçekten ama gerçekten bir hukuk cinayetidir. Bu iddianameyi hazırlayanlar kötü niyetlidir. Bu iddianame üzerinden ne yapılmak istenmiştir. Ben burada anlatırken Savcı Bey’e dönüyorum ama bunları kendisine söylemiyorum. Ben yazının kim tarafından, nasıl not edildiğini ve buraya gönderildiğini de biliyorum; bunu yaşadım. Onun için istihbarattan, bakanlıklardan birçok kurumunuzu aşağılayan bir dille sırf İmamoğlu’nu suçlamak için iddianame yazdılar, hala savunuyorlar."

"İDEOLOJİK ÖNYARGILARA DAYALI BİR METİN"

Duruşmada söz hakkı alan gazeteci Merdan Yanardağ ise dosyanın içerik olarak zayıf ve kurgudan ibaret olduğunu savundu. İddianamede somut bir kanıtın bulunmadığını ileri süren Yanardağ, savunmasında şunları aktardı:

"İdeolojik önyargılara dayalı bir iddianameyle karşı karşıyayız. Ortaya bir kanıt koydular mı. Hayır. İddianame, gerçek anlamda bir siyasi savunmayı bile hak edecek bir donanıma, niteliğe, içeriğe sahip değil. Dili bir kere bozuk, Türkçesi bozuk. Sahte belgeler var. Bir ülkenin Cumhuriyet Savcılığı sahte belge koyabilir mi. Verilmemiş ifadeleri verilmiş gibi gösterebilir mi. Çarpıtabilir mi. Mesela benim Hüseyin Gün ile bir mesajımın yarısını alıp yarısını almaması olabilir mi. Gözaltına alınıyoruz, ifadelerimiz birbiriyle örtüşüyor; ama biri ifade verilmeye zorlanmış belli ki. 'Etkin pişmanlıktan yararlan' diyorlar. Anladığım kadarıyla Hüseyin Gün’ün ifadesinde etkin pişmanlık başvurusu yok; etkin pişmanlık bağlamında ifade verdiğinin farkında da değil. Gün, 'Lehime bir durum varsa yararlanmak isterim' diye cevap vermiş. Dosyaların kurgusu bu kadar iyi."

"PRAGMATİST VE ÇIKAR AMAÇLI BİR DOSYA"

Yanardağ'ın ardından mütalaaya karşı savunmasını gerçekleştiren Necati Özkan da iddianamedeki iddiaların casusluk suçuyla uzaktan yakından bir ilgisinin bulunmadığını dile getirdi. Özkan savunmasında şöyle konuştu:

"Merdan Yanardağ’ın iddianameye ilişkin yaptığı nitelemeyi yanlış buluyorum. Yanardağ, 'Bu iddianame ideolojik bir iddianamedir' dedi. Bu iddianamede ideolojik birşey yok. İddianame tamamen pragmatist bir iddianame; pragmatist, Türkçede 'Çıkar' demek. Çıkar amaçlı bir iddianameden bahsediyoruz. Burada tek bir çıkar var. O çıkarı gerçekleştirebilmek için bu iddianame hazırlanmış. Bu delillerin bizimle bir ilgisi yok; bu deliller başka konularla ilgili ve anlaşılan o ki sır niteliğindeki devlet işleriyle ilgili deliller. Casuslukla ilgisi yok, bizim konumuzla ilgisi yok."

"BEN CASUS DEĞİLİM, KİMSEYE İFTİRA ATMADIM"

Dosyanın bir diğer sanığı olan ve emniyet ile savcılık aşamasındaki ifadeleri "etkin pişmanlık" kapsamında değerlendirilen Hüseyin Gün ise hakkındaki iddiaları reddederek kendisini şu cümlelerle savundu:

"Daha önce örgüt yöneticiliği sorusuna, casusluk davasıyla alakası olmadığını düşündüğüm için cevap vermedim ve susma hakkımı kullandım. Cevap vermek istiyorum. Ben bir örgüt yöneticisi değilim; örgüt kurmadım ya da bir örgütün üyesi değilim. Ben gerek emniyette verdiğim ifadede gerekse huzurunuzda verdiğim ifadede bildiklerimi aktardım ve bu dosyada benimle beraber yargılanan kimseye casusluk iftirası atmadım. Beyanlarım, soruşturmanın aydınlanmasına katkı sağlayacağı düşünülerek 'Etkin pişmanlık' olarak kabul edildi. Bu tamamen savcının değerlendirmesinden ibarettir; ben de bu değerlendirmeyi kabul ettim. Ben casus değilim. Yurtdışında birçok icraatta bulundum. Kimin casusuyum. Hangi devlet sırrını ifşa ettim. Kime servis ettim. Ne çıkar sağladım."

DURUŞMA TEMMUZ AYINA ERTELENDİ

Savunmaların ve taleplerin ardından kararını açıklamak üzere kısa bir ara veren İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, ara kararını beyan etti. Mahkeme; Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ’ın üzerlerine atılı suçun niteliği ve mevcut delil durumunu göz önünde bulundurarak tüm sanıkların tutukluluk hallerinin devamına hükmetti. Bir sonraki duruşmanın 6 Temmuz Pazartesi günü görülmesi kararlaştırıldı.

Bu haberi nasıl buldunuz?

Yorum Yap